Güzelliğin Tarihçesi

İnsanoğlu, tarih boyunca bedenini güzelleştirmek için çareler aramıştır. Bunun en belirgin örneği, ilkel toplulukların yüzlerini bitkisel veya madensel boyalarla boyamalarıdır. Kadınlar ilk çağlarda bile bitkileri güzelleşmek için kullanmışlardır. Hatta Romalılar göz bebeklerini büyük gösteren Belladona bitkisini, bir süre etrafı puslu görmeyi göze alma pahasına kullanmışlardır.

Herodotos’a göre, Seytes kadınları da, servi ve sedir ağaçlarının odunu ile günlüğü, sert bir taşın üzerinde ezerek suyla karıştırıp bir macun hâline getirir ve bu karışımı yüzlerine, bedenlerine sürerlermiş. Bu sıvı ancak ertesi gün çıkarılırmış. Böylece bedenlerinde hoş bir koku kalır, ciltleri de yumuşaklık ve parlaklık kazanırmış. Eski Mısır’da, kadınların göz kapaklarını boyamak için rastık kullandıklarını, Kleopatra’nın cildini beyazlatmak ve yumuşatmak için sütle yıkandığını, ilgili kaynaklarda görürüz.

Hıristiyanlıktan binlerce yıl önce Babilliler ve Mısırlılar yağlı parfümler kullanmışlardır. Eski Mısırlılar, banyolarına çeşitli kokular koyar, bedenlerini kille temizlerler, banyodan çıkınca da ciltlerinin kuru kalmaması için, bedenlerine güzel kokulu yağlarla masaj yaparlardı. Zamanla bu gelenekler, eski Yunan’a da yayılmıştır. Aristoteles, Ksenephon gibi filozoflar zamanında, güzelliğe büyük önem verilirdi. Orta Çağ’da Araplar bu gelenekleri Avrupa’ya geçirmişlerdir.

Araplar için kına, her zaman gözde bir saç boyası olmuştur ve hâlâ da öyledir. Saç boyalarını, yüzlerine sürdükleri preparatları, banyoya konan tuvalet losyonlarını, Batı ülkelerine Haçlı Seferleri’nden dönenler tanıtmıştır.

Osmanlı Dönemi’nde Sultanların güzelleşmesinde hatta çok daha eski zamanlarda bile kullanılan doğal ürünlerin, günümüzde de çoğu zaman tercih edildiğini, genç ve güzel kalma konusunda bayanların tercih sebebi olduğunu görebiliyoruz.

Olgun Tazelik

Peki kadınlarımız her daim hem olgun hem taze yani hem meyve hem çiçek gibi olabilmeyi nasıl başarabiliyorlar acaba, bu işin sırrı var mıdır? Geçmişten itibaren günümüze kadar değişmeyen ve muhtemelen ilerleyen zamanlarda da değişmeyecek olan şey; kadınların, her dönem her şekilde güzelliklerine önem verdikleridir.

“Bakımlı kadın güzeldir.” sözü, her zaman geçerliliği olan bir sözdür. Dolayısıyla kadınlar, bulundukları dönemin şartlarına uygun şekilde doğanın mucizelerinden, insanoğluna bahşetmiş olduğu imkânlardan, olabildiğince faydalanmış, böylece her yaşta genç ve güzel olabilmişlerdir.

Osmanlı Dönemi’nde sultanların ve tüm kadınların güzellikleri için neler yaptığını hangi bitkisel karışımları kullandıklarını, güzellik sırlarını kısaca gözden geçirelim:

Literatürlerde, o dönemlerde de güzellik için ilk olarak temizliğe önem verildiği belirtilmektedir. Bu nedenle sabun sektörü de çok gelişmiştir. Saraya gönderilen sabunlar eritilir ve kullanacak kişilerin zevklerine göre türlü esanslarla kokulandırılır ve şekillendirilirdi. Ancak sabun saçları sertleştirdiğinden, mutlaka hatmi çiçeği ve ebegümeci kaynatılarak elde edilen kıvamlı su, yumuşatıcı yerine kullanılırdı.

Bu nedenle Saraya sürekli kurutulmuş hatmi çiçeği ve ebegümeci gönderilirdi. Yumuşatıcı olarak kullanılan bitkilerin kıvamlı suyunun, şimdiki saç kremlerinden çok daha etkili ve tamamen doğal olduğunu göz ardı etmemek gerekir.

Hamam kültüründe cildi ölü deriden arındırmak ve temizlemek için kese yapılır ama bu şekilde cildin çabuk buruşması kaçınılmazdır. O yüzden banyodan sonra cilde sürülen bitkisel yağlar sayesinde cilt kuruması önlenir ve dış etkilerden korunurdu.

Yine aynı dönemlerde, kadın güzelliğinde ayrı bir yeri ve önemi olan el ve ayak bakımları için susam ve zeytinyağı, bitkilerle birlikte kullanılır ama daha çok gül yağı tercih edilirdi. Gül yağı da kullanılırken; güzel kokulu gül yaprakları zeytinyağı ya da susam yağı içinde bekletilir bir süre sonra süzülüp cilt için çok faydalı hâle gelen bu yağ elde edilir ve kullanılırdı. Sarayda bol miktarda gül suyu kullanılır, bu sayede cilt temizlenir, nemlenir ve kırışıklıklar giderilir ayrıca ciltteki yaralar ve cilt hastalıkları da iyileştirilirdi.

Değişik kokuların ruh ve beden sağlığında tedavi edici özelliğe sahip olduğu iyi bilindiğinden kokulara da hayli önem verilirdi. Sarayda en çok hissedilen koku ise misk ve amber kokusuydu.

Bir diğer güzellik sırrı ise limondur. Limonun antiseptik özelliğinin yanı sıra şeker içerdiğinden cildi besler, gerginleştirir ve tüm yaraları iyileştirir. Ayrıca saray kadınları limonu, el ve yüzlerini beyazlatıcı olarak kullanmışlardır. Bunların yanı sıra güzellik için beslenme de çok önemliydi, ilkbaharda özellikle kanı ve bağırsakları temizlemeye yönelik beslenirlerdi. Kanı temizleme, sindirimi çalıştırma özellikleri nedeniyle kiraz çok tercih edilirdi.

Kaynak: turktob.org.tr

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir